Amacım kendi köşemde kendi düşüncelerimi yazmak, Yazarken edebi kaygılar taşımam, sadece derdimi yazarım.

3 Kuruşa 5 Köfte

Her ne kadar 19. yüzyılın ilk çeyreğinde köleliğin kalktığı öğretilse de modern dilin tabiriyle “postmodern” kölelik devam etmektedir. Karl Marx’ta köleliğin asla sonlandırılmadığını ve halen devam etiğini söyler.

Ortaçağ’ın Batı’sında ve Doğu’sunda sosyal siyasal ve ekonomik hayatının vazgeçilmez bir gerçeği olan kölelik günümüzde her bireyin farkında olmadan ve sanki hayatın bir gerçeği, böyle olması gerekeniymiş gibi maddi ve manevi zincirlere mahkum bir şekilde hayatlarına devam etmesiyle daha doğrusu etmeye çalışmasıyla devam etmektedir.

Fakir ile zenginin arasındaki uçurumun her yıl giderek arttığı, Avrupa’daki en zengin 100 kişinin dünyadaki yoksulluğu kişisel servetleriyle 4 defa bitirebilecekleri güçte olduğu bir düzende, sözüm ona işçinin haklarını ve çıkarlarını işverene karşı savunmak olan ve yaklaşık 30 sene önce mutasyona uğrayan sendikalarında taraf değiştirmesiyle bu durum tamamen normalleştirilmiştir.

Durum böyle iken;
Haftada 45 saat olarak yasayla düzenlenmiş çalışma saatlerine bir çok yerde uyulmamakla birlikte ödenmesi gereken fazla mesai ücretleri de ödenmemektedir. Hakkını bireysel olarak arayan çalışana ise genelde kapı gösterilmekte.

Zaten 3 kuruşa çalıştırılan bireyin ücretsiz olarak fazla mesaiye bırakılması, olmayan sosyal hayatının üstüne bir kürek daha toprak atmakla birlikte bu durumun devamında ise aile facialarına sebep olmaktadır.

Her yılbaşında kıdem tazminatını bertaraf etmek için giriş çıkışları bir imza karşılığında modern tehditlerle yapılan (genelde taşeron) işçilerin durumu ise daha vahimdir.

Sinekten yağ çıkaran, en ufak bir kriz ortamında kendi paçasını kurtarmak için binlerce aileyi işsiz bırakmayı tercih eden, paranın gücünü arkasına alan işverenlerle sendikalarında ortak olması çalışanları tamamen köleleştirmiştir.

Her yıl ona buna gelen ortalama yüzde 15-20 artışa rağmen sendikalar sözleşme zamanı taleplerini tavan olarak yüzde 10’da tutmaktadır.

Yok mudur acaba bir delikanlı “Kardeşim biz bilmem kaç bin çalışanımızla yüzde 25’ten aşağısını kesinlikle kabul etmiyoruz, ayrıca bu talebimiz üzerinde pazarlık yapmayı bile düşünmüyoruz. ” diyebilecek.

O 15-20 yıldır oturdukları koltuklarda lafa gelince sendika başkanı olduklarını söyleyen palyaçoların boğazından o paraların nasıl geçtiğini ise çok merak ediyorum.

“Taşeron olmadığınıza dua edin aslında siz taşeronda olabilirdiniz. Aynı yaptığınız diğer arkadaşlarınız sizden belki 2-3 kat fazla maaş alabilir ama yapacağımız bir şey yok” diyen embesillerin sendikacı(!) olduğu sistemde köleliğin kalktığı savunulamaz.

Başbakan Erdoğan’ın verdiği eşit işe eşit ücret sözünü yerine getirebileceğini hiç sanmamakla birlikte eğer başarabilirse bütün reylerimi zatı muhtereme vereceğimi ilan ederim.

Neyse daha fazla sinirlenip dağıtmadan… ne kadar sendikacı, sendika başkanı, işçinin hakkını yiyen iş veren varsa alayının…

Bu arada İş Kanunu’na İlişkin Fazla Çalışma Yönetmeliği için buraya bakabilirsiniz.

Yorum Ekleme Alanı


  • Selman

    Damarına basmışlar yine : )

  • Hüsnü Güneşdoğdu

    Öyle olmuş biraz. Artık nasıl bi ruh halinde yazdıysam çorba etmişim 😀