Amacım kendi köşemde kendi düşüncelerimi yazmak, Yazarken edebi kaygılar taşımam, sadece derdimi yazarım.

Cenabet İmamlar ve Sazanlık

Hani belki ciddiye alınmayıp geçilebilir bir durumdur fakat artık olaylara tepkisiz kalmamak gerektiğini geçte olsa farkettiğim için yazma gereği duydum.
Sanırım genetik bir hastalık bu sazanlık. Babadan oğula falan aktarıldığına olan inancım artmaya başladı.

Neden mi?

Can Ataklı malumunuzdur kendisi Vatan Gazetesi yazarıdır. Hani bu “her şeyi bilme” modası varya bu yazarlarda üst seviyelerdedir ki buna örnek olacak bir yazı kaleme almış bugün.

Efendim, Can Ataklı’nın “Bağnazlara sözüm yok” diye başladığı yazısı şöyle;

Yıllardır aklımda olan, sanıyorum milyonlarca kişinin de kafasını karıştıran bir konuyu yazmak istiyorum. Belki dini konularda daha hassas olunması gerektiği için ben dahil pek çok kişi bugüne kadar bu konuya girmemiş olabilir. Süleymaniye Vakfı’nın “Kutuplarda namaz ve oruç” konulu araştırmalarını görünce, bunun aslında Türkiye için de düşünülmesi gerektiğine inandığımı söylemeliyim.

BAĞNAZLARA SÖZÜM YOK: Öncelikle belirteyim ki, bağnaz biçimde “Bu konular tartışılmaz” diyecek olanlar ilgi alanımda değil. Ama din bilgisi ve kültürü konusunda derinliği olanların akıl ve mantık süzgeçlerini çalıştıracaklarını ve benim merak ettiğim konunun gerçekleşip gerçekleşemeyeceğini söyleyebileceklerini sanıyorum.

BAKARA SURESİ: Şu anda Ramazan ayındayız. Türkiye’nin büyük bölümü oruç tutuyor. Oruç Kuran’ı Kerim’in Bakara Suresi’nde yer alıyor. Oruç tutma süresi de aynen şu şekilde emredilmiş; “Tan yerinde beyaz iplikle, siyah iplik ayırt edilinceye kadar yiyin için sonra da orucu geceye kadar tamamlayın.” Demek ki oruca gün ağarırken başlayacağız ve güneş battığında da bitireceğiz.

KAMERİ TAKVİM: Dini günlerimizi kullandığımız Miladi Takvim’e göre değil de Kameri dediğimiz “Ay takvimine” göre belirliyoruz. Miladi Takvim “Dünyanın güneş etrafında bir dönüşünü” yıl olarak kabul eder. Kameri Takvim ise “ayın dünya etrafında 12 kez dönüşünü” bir yıl sayar. Bu nedenle Kameri Takvim Miladi Takvim’den 11 gün kadar kısadır.

DİNİ GÜNLER KAYIYOR: Bu böyle olunca dini günler Miladi Takvim’e göre her yıl 11 gün daha önceye gelir. Bu da dini günlerin Miladi Takvim’e göre bir yılın her dönemine rast gelebilmesi demektir. Örneğin bu yıl Şeker Bayramı 1 Eylül’de. Gelecek yıl 20 Ağustos, daha sonraki yıl

9 Ağustos. Bir dini günün yılın aynı gününe denk gelmesi yaklaşık 33 yılda bir gerçekleşir.

SAAT FARKLARI: Dini günler her yıl 10-11 gün geri giderek 33 yıl içinde yılın her dönemine denk geldiği için, Kuzey Küre’de olan ülkemizdeki saat farkları da bu dini günlerde etkili oluyor. Kandiller, bayramlar için belki fark etmiyor ama namaz ve oruç için bu çok önemli. Çünkü “yılın en uzun gününü” yaşadığımız “21-22 Haziran” tarihlerinde oruçlu geçen zamanımız (İstanbul) 17 saati biraz geçiyor. “En kısa gün” olan “21 Aralık’ta” yine İstanbul’da yaşayan biri 11 saat 8 dakika oruç tutuyor.

ARABİSTAN’DA DURUM: Oysa Kuran’ı Kerim’in indirildiği Mekke ve Medine’de gece gündüz farkı çok olmadığı için Müslümanlar hemen her yıl yaklaşık 12 saat 50 dakika ile 13 saat 15 dakika arasında oruç tutuyor. Ekvatora yakın ülkelerde yaşayanlar başka yerlerde oruç süresinin her yıl daha farklı olduğunu hissetmiyor bile. Bundan 1400 yıl önce, pek çok bilimsel gerçek henüz keşfedilmemişti. Saat kullanılmıyordu ve en önemlisi büyük ihtimalle herkes yaşadığı yerin dünyanın diğer her tarafı ile aynı olduğunu sanıyordu.

DOĞAYA GÖRE KURAL: Bu nedenle pek çok dini kural doğal koşullara göre düzenlenmişti. İnsanlar güneşin doğuşu ve batışına göre biçimlendiriyordu hayatlarını. Bundan 150 yıl öncesi için de durum çok farklı değildi. Ancak özellikle son 75 yıldır teknoloji başdöndürücü biçimde gelişti. Yaşam biçimleri çok farklı hale geldi. Artık insanlar güneşin doğuşu ve batışıyla birlikte hareket etmiyor.

YENİLİKLERE AÇIK: Bu durumda örneğin Arabistan’da yaşayan bir Müslüman ile Türkiye’de veya daha kuzeyde (ve tersi tabii) yaşayanlar arasında büyük farklar ortaya çıkıyor. Bu da en azından Müslümanları eşit kılmıyor. Dinimiz yeniliklere açık bir din. Elbette Kuran’ın emrettiği kurallar değiştirilemez ama herkesin yaşamını etkileyen bazı durumlarda, kuralların özüne dokunulmadan, ortak akılla reformlar yapılabilir.

EKİNOKS DÖNEMLERİ: Örneğin bizim coğrafi konumumuzdaki ülkelerde “ekinoks” dediğimiz “gece ile gündüzün eşit olduğu” iki dönem vardır. Biri 21 Eylül diğeri 21 Mart’tır. Ramazan ayı, bu dönemlerden birine sabitlenemez mi? Örneğin 21 Eylül’ü yani gece ile gündüzün eşit olduğu günü oruç ayının 15’inci günü kabul edelim, bu durumda Ramazan her yıl 7 Eylül- 7 Ekim arasında kutlanabilir. Ya da 7 Mart -7 Nisan.

Gördüğünüz üzere Ataklı siyasetten sonra ilahiyat konularına da el atmış ve yüzyıllardır süre gelen bir durumu üstün(!) ilmi yeterliliği ile kendince çözmüş.

Ne namazda gözü ne de ezanda kulağı var
Arkadaş hayatında öğlen yemeğini bir defa bile es geçmemiş bir insanın işi gücü bırakıp Ramazan ayını yorumlaması ve “Bunca senedir yanlış biliyordunuz,Hz. Ömerler, İmam-ı Azamlar, hepsi koftiydi bakın ben fuhuşun şerrin göbeğinde cenabet halimle çözdüm olayı” demesi neden kimseyi rahatsız etmez.

Yazıda okuduğunuz üzere vatandaş Bakara Süresi’ni referans göstermiş ve kendince olaya yorum katmış. Sanırım size de tanıdık geliyordur bu durum. Tıpkı Hristiyanların incili kişiselleştirmeleri olayıyla birebir aynı değil midir?

Yazının detayları birbirinden güzel anlamlar içermekte. Daha doğrusu yazarın niyetini ortaya koymakta. “Ramazan Bayramı“na “Şeker Bayramı” diyen bir yazardan da çok üstün bir değerlendirme beklemenin benim hatam olduğunu da kabul ettiğimi araya sıkıştırmak isterim.

7 Ağustos 2011

Yorum Ekleme Alanı


  • Selman :

    Ne ekonomiden ne de iktisattan haberi olan vatandaşın krizi çözmek için “para bassın devlet, olsun bitsin” demesini hatırlattı.