Amacım kendi köşemde kendi düşüncelerimi yazmak, Yazarken edebi kaygılar taşımam, sadece derdimi yazarım.

Her şeye muhalif olmak

Bahsetmek istediğim konunun sadece siyasi muhaliflik yönü değil, gündelik hayatın her anında yaşanabilen zıt görüş sahipliği olma durumu diyebilirim.

Aslında her şeye muhalif değilsindir, sadece olayları sorguluyorsun, herkesin yaptığı şeyleri yapmıyorsun, normal bir inanın sürmesi gereken hayatı sürmek istiyorsundur ama, herkes gibi düşünmediğin, yaşamadığın için sana böyle bir etiket yapıştırırlar.

Şeklen iki türü vardır;

1- Sadece cinslik olsun diye yapılan.

Muhabbet bir yerden sonra artık amacından çıkar geyik olur. Ciddi bir şey konuşulmayacak kişiler listesine eklenmelidir.

2- Sistemin içinden çıkamasa da en azından “Kardeşim ben bir şeylerin farkındayım ama elimden gelen bu, ayık olun” diyerek başkaldırı niteliğinde yapılan.

Usulen de iki türü vardır;

1- Hiçbir şey bilmeden egoistliğin ihtiyacı olarak, herşeyi ben bilirimcilik için yapılan

Selam bile verilmemesi gereken insan tipidir, yaşam enerjinizi söker alır, kaçın kurtulun.

2- Gerçekten yapılması gerektiği için yapılan 🙂

Kendimden biliyorum, aslında çok zor bir zanaat. Öncelikle yalnız kalmayı göze almak gerekiyor. Çünkü herkesin körü körüne inandığı ya da inandırıldığı olaylara farklı veya ters açıdan yaklaştığınızda aldığınız tepkiler hiç sekmez aynı olur, bu da insanda olaylar-konular hakkında fikir veya bilgi beyan etme isteksizliği doğuruyor.

Bulunduğun ortama göre değişmekle beraber seviyenin Lut Gölü’ne* yakın olduğu ortamlarda, susar ve anlatılanlara ” he ulan he kesin öyledir” deyip iç geçirir insan. Konuşabileceğin fikir alışverişi yapabileceğin insan sayısı çok değildir. Konuşabildiğin insanların da yakasını bir ömür bırakmazsın zaten.

Aslında dahil olduğunuz konularda, anlattığınız şeylerin insanları düşündürdüğünü, içten içe “ulan harbiden he” dediklerini gözlerinden okusanız da, sizin kadar cesur olmadıkları için kendilerini geri çekip, korkan bir bebeğin gördüğü bir yabancının karşısında babasının arkasına sığınması gibi, kendisine öğretilenlere sığındığını görürsünüz.

Cesur Yeni Dünya ve 1984‘ü okuyan, ( tövbe…okuyup inceyi kapan ) insanların neden her şeye muhalif olmadıkları üzerine düşünülmeli bence. Burada Kur’an-ı Kerim‘i okuyan demiyorum çünkü o ayrı bir deniz, konuya onu da dahil edersek devreler yanar. Bilim denen din ile Kur’an bir çok yerde zıtlaştığı için ya hiç okumamayı ya da Kur’an’ı bilime uydurmayı tercih ediyorlar.

Gözümüzün önünde yaşanan olaylar hakkında bile medya sayesinde şüphelerimiz var iken;

  1. Yakın ve uzak tarih kitaplarına inananlara,
  2. Sosyal, güncel olayların bize aktarılan sebeplerine inananlara,
  3. Bilim “kalkanı” ile öğretilenlere iman edenlere,

iki çift söz söylemeyelim mi kardeş.

Habere, bilgiye bu kadar hızlı ve kolay ulaşılabilen bir zamanda, algılarımızla da aynı derecede kolay oynanabildiği göz önüne alındığında, gördüğü her resme, okuduğu her habere, izlediği her videoya inanan insan da biraz… ne bileyim yani..

Yanlış anlaşılmasın her şeyin doğrusunu biz biliriz, siz kandırılmışsınız demiyoruz. Gelin şu konuyu etraflıca bir ayıklayalım diyoruz.

Şahsım “her şeye muhalif” olarak nitelendirilenlerdenim. Bundan hiç gocunmamakla beraber bu çarka kendimi teslim etmeyip çabaladığım için de kendimle gurur duyuyorum.

*Lut Gölü, yeryüzünün en alçak  gölü.

1 Eylül 2019

Yorum Ekleme Alanı


  • Selman :

    İnsanlığına, fıtratına, ruhuna aykırı o kadar çok şeyin bir sel halinde insanın üzerine hücum ettiği bu zamanlarda “azıcık duralım, kapılmaylım, bari boy vermeyelim” bile desen son derece muhalif olmuş olursun