Amacım kendi köşemde kendi düşüncelerimi yazmak, Yazarken edebi kaygılar taşımam, sadece derdimi yazarım.

Profesör Doktor Hatçe Teyze

“Evladım havuç var ya her şeye yarayışlıymış”…
Abi hiç anlamam neden doktor olmak için senelerce okunur. Bir de öyle bir okuma ki hayattan soyutlanıyorsun. Ne gerek var, memleketimde ilkokul mezunu kaç tane profesör var biliyor musun?

Klasik muhabbetlerdir bunlar yemek esnasında yaşanır ya da bir hastalık sohbeti cereyan ettiğinde ortamdaki doçent ya da profesör Hatçe teyzemiz duruma el atar…
” Aaa evladım bak bizim Remzi’nin damadı da aynı böyle mide ağrısı çekiyordu, ısırgan otunu kaynatıp kaynatıp içti hiç bir şeyi kalmadı”

E abi hani nerede doktor yemini? var mı? yok.
Hatçe Teyzem zorunlu görevini mi tamamladı doğuda ? Hayır.
TUS’u mu kazandı? Yoo..
Eczacı kalfası mıydı? Hayır.

Boşuna okuyorsunuz paşam hiç gerek yok. Açın gündüz kuşağında televizyonu her kanalda var zaten tıp eğitimi. İki üç ay izle 4. ay konu komşuya staja git, 6. ay da göreceksin millet doktordan önce seni arayacak.

Bizde böyledir sistem böyle işler.
Biz mesela nöbetçi eczane falan aramayız. aramamız için sebep yok çünkü, Aç baba buzdolabını rafında göreceksin en az 50-60 tane ilaç, zaten kıçın da ağrısa kalp krizi de geçirsen önce bir defa asprini içmen şart.

En ünlü teşhislerini şöyle sayabiliriz;
Eğer vücudunda yara veya sivilce çıkıyorsa, Sinir stresten,
Eğer Karnın ağrıyorsa gece üstünü örtmeden yatmışsındır ondandır,
Eğer yemeden içmeden kesildiysen bir derdin vardır büyük ihtimalle aşıksındır,
vs vs

Bunların hepsininde çeşitli tedavi yöntemleri de mevcuttur.
Eğer ki bu yöntemler işe yaramazsa en son operasyona alır hastayı Hatçe Teyze,
Hastayı bayıltmadan hijyenik steril bir ortamda üç kulhü bir elham okur ama sessizce dudaklarını kıpraştırıp arada sırada üfleyerek.

Velhasılıkelam siz ne olur ne olmaz beni yine de Türk doktorlarına emanet edin 🙂

9 Haziran 2011

Yorum Ekleme Alanı


Henüz yorum yapılmamış